8 Mart 2010 Pazartesi

Şeytanın İnsanları Saptırmak İçin Kullandığı ''Daha İyi Yaşama'' Aldatmacası

“Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” (Müminun Suresi, 115)
Din ahlakını yaşamayan insanların geneline yön veren ortak bir amaç vardır: Dünya hayatından, sınır tanımadan maksimum oranda fayda elde edebilmek... Dünyanın her neresine gidilirse gidilsin, iman etmeyen kimseler arasında bu ortak amaçtan sapılmadığı, zengin-fakir, köylü-şehirli, büyük-küçük demeden herkesin bu ideal doğrultusunda hareket ettiği görülür. Bunun sebebi ise bu kimselerin, hayatın ölümle sınırlı olduğuna dair çarpık bir inanç içerisinde olmalarıdır. Bu kişiler oldukça kısa olan ve hızla gelip geçen dünya hayatını kendilerince en iyi şekilde değerlendirmek için dünyevi kazanç peşinde koşmaları gerektiğini sanırlar. Oysa bu dünya hayatı mutlaka bir gün bitecek ve hesap günü gelecektir.
Bir hiçlikken; alemlere karşılıksız nimet veren Rabbimiz’in ihsanı ile insanı yoktan yaratarak nimetlendirdiğini; Hayatının büyük bir hızla gelip geçtiğini, bir gün güçten düşerek yaşlanacağını, güzelliğini, sağlığını, gücünü yavaş yavaş kaybedeceğini; Ölümü düşünmeyerek ondan kaçılamayacağını; Ölümün bir yok oluş değil, ahirete ve sonsuz hayata giden bir geçiş kapısı olduğunu düşünmeyen insanların ortak bir yönü vardır:
Bu insanlar, iyi bir okuldan mezun olmak, iyi bir evlilik yapmak, çocuk sahibi olmak, işinde yüksek bir mevkiye gelmek, isabetli yatırımlar yapmak, ev, iyi bir araba ve yazlık satın almak, kısacası varlık içinde, rahat bir hayata sahip olmak için yaşarlar.
Burada sayılan istekler elbette makul isteklerdir ve tamamı Allah’ın bizlere verdiği birer nimettir. Ama (Allah’ı tenzih ederiz) Allah’ı ve ahireti unutarak insanın kendisine yalnızca bunları amaç edinmesi doğru bir davranış değildir. Bu talepler ancak insanın Rabbimiz’in rızasını kazanabilmesi için birer araç olabilir. Rabbimiz’in akıl, anlayış ve bilinç vererek nimetlendirdiği insanın dünyada bulunma amacının, sadece iyi bir okuldan mezun olmak ya da iyi bir mevkiye gelmek olmadığı açıktır. Yüce Allah yaratılışın böyle bir amacının olmadığını Kuran’da şöyle bildirir:
“Biz, bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. Eğer bir ‘oyun ve oyalanma’ edinmek isteseydik, bunu, Kendi Katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık, böyle yapardık.” (Enbiya Suresi, 16-17)
İnsan Neden Yaşar?
Her insanın düşünmesi gereken önemli bir soru vardır:
“Hayatımızın gayesi sadece daha iyi yaşamak mıdır?”
Dünyanın her köşesinde farklı kültür ve ortamlardaki insanların çoğu –din ahlakına göre yaşamıyorlarsa- yalnızca bu idealler doğrultusunda yaşarlar. Oysa ayette de bildirildiği gibi insanın dünyada bulunma amacı bunların hiçbiri değildir. Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:
“O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı...” (Mülk Suresi, 2)
Dar düşünce yapısı içerisinde, basit idealler için yaşamını sürdüren insanlar, dünyayı sadece kendi istek ve tutkularını gerçekleştirebilecekleri bir yer olarak görürler. Bu şekilde kendi nefislerini tatmin etme hırsı ile yaşarlarken Allah’a yakın olma konusunda gerçek anlamda tutkulu bir istek taşımazlar. Yüksek bir kişiliğe, güçlü bir imana ve peygamberlerin taşıdığı üstün ahlaka sahip olma gibi bir arzu duymazlar. Bunun sonucunda da davranış ve düşüncelerinde Müslü-mana has bir olgunluk, itidal ve bunlardan kaynaklanan bir seçkinlik meydana gelmez. Aksine Allah’ın varlığından ve ölümün yakınlığından gafil bir görünüm sergilerler. Allah’ın her an kendilerini görmekte olduğunu ve yaptıklarından haberdar olduğunu unutmuş bir davranış şekli içinde olurlar.
Oysa insan bilmelidir ki gözünü nereye çevirse Yüce Allah’ın varlığının delilleriyle karşılaşır. Allah sonsuz kudreti ile var olan herşeyi ve herkesi yoktan yaratmıştır. Nitekim insanın Allah’ı tanıması ve O’nun sonsuz kudretini takdir edebilmesi için sadece kendi bedenine bakması yeterlidir. Allah insanı, Kuran’da bildirdiği ifadeyle “en güzel surette” yaratmış (Mümin Suresi, 64), kusursuzca işleyen pek çok sistemi bedenine yerleştirmiştir.
Vicdanlı ve samimi bir insanın yapması gereken, yaratılış amacını düşünmesi ve “De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 162) ayetinde bildirildiği üzere tüm yaşamını alemleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz’in bildirdiği şekilde geçirmeye çalışmasıdır.
Din Ahlakını Yaşamayan İnsanların Yaşama Amacı ve İdealleri
“Bu, onların dünya hayatını ahirete göre daha sevimli bulmalarından ve şüphesiz Allah’ın da inkar eden bir topluluğu hidayete erdirmemesi nedeniyledir.” (Nahl Suresi, 107)
Ayette de bildirildiği gibi, şeytanın süslü göstermeye çalıştığı dünya hayatı bazı insanları aldatır ve onlara daha sevimli görünür. Allah’ın insanlara bir nimet ve deneme olarak yarattığı imkanlar onları kandırır. Ve Allah’a karşı yükümlü oldukları sorumlulukları unutarak bu hayata dalıp giderler.
Bu kimseler, herşeyin gerçek sahibinin sadece Allah olduğunu, bu nimetleri Kendisi’ne şükrederek kullanmaları için verdiğini ve asıl hedeflenmesi gereken hayatın ahiret olduğunu unuturlar.
İman etmeyen insanların bu gerçeklerden uzak yaşamaları, onlara basit ve sıradan bir dünya oluşturur. Dünya üzerindeki birçok insan bu belli başlı birkaç idealin peşindedir. Herkesten daha üstün olabilmek, daha fazla para kazanabilmek ve dünyadan daha fazla yararlanabilmek için çoğu zaman pek çok ahlaki ve insani özellikten rahatlıkla taviz verebilirler. Bu da onlara sandıkları gibi iyi bir hayat değil, aksine zor bir hayat getirir. Ellerinde dünya hayatında değer gören ne kadar çok nimet olursa olsun, geliştirdikleri kötü karakter nedeniyle bu nimetlerden umdukları zevki alamaz ve bunları kendi lehlerinde kullanamazlar. İçerisine düştükleri çıkar savaşı bunu engeller. Nimetlerin sadece kendilerine ait olmasını isterler ve bu konuda büyük bir hırsa kapılırlar. Bu da onlara ellerindekiyle yetinemeyen memnuniyetsiz bir karakter getirir.
Bu hırs ve yarış içerisinde dünya hayatının nimetlerinden daha da fazla istifade edebilmek için koşuştururlarken, yavaş yavaş hastalıklarla ve yaşlılık ile karşılaşmaya başlar ve bir süre sonra ölüm gerçeği ile yüzleşirler. Bu aşamadan sonra ise dünyadakinin aksine, para, mevki ve itibar gibi kavramların hiçbir işe yaramayacağı ve sadece dünyada Allah’ın rızasını kazanmak için harcanan çabaların karşılık göreceği ahiret hayatı ile karşılaşırlar. Kuran’da, ahirette bu gerçeği yakinen kavradıklarında, hayatları boyunca Allah’a yönelmeyi göz ardı edenlerin ebedi pişmanlıkları şöyle haber verilmiştir:
“O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler. Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun. İleride bileceklerdir.” (Hicr Suresi, 2-3)
Yegane Amaç Allah Rızasını Kazanmaktır
“De ki: “Ben, dini yalnızca O’na halis kılarak Allah’a ibadet etmekle emrolundum.” (Zümer Suresi, 11)
İnsanın, Yaratıcımız olan Allah’ın sonsuz kudretinin farkına vardıktan sonra O’nu unutarak yaşamına devam etmesi yalnızca kendisini kandırmasıdır. Allah’ın insandan istediği, O’nun rızasını hedeflemesi ve O’nun için yaşamasıdır. İnsanı yaratan, ona rızkını ve herşeyi veren, ona sonsuz olan ahireti verecek olan Allah’tır. İnsanın, başkalarının hoşnutluğunu kazanmak veya nefsini tatmin etmek amacıyla yaşaması büyük bir gaflet ve nankörlüktür. İşte insan bu gerçekle karşı karşıyadır. Ya hayatını Allah’ın rızası üzerine kuracak ve böylece O’nun rızasını ve cennetini kazanacak ya da cehenneme giden bir yolu seçecektir. Üçüncü bir seçim hakkı yoktur. Bir ayette bu gerçek çok açık şekilde şöyle bildirilir:
“Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez.” (Tevbe Suresi, 109)
İnsan sonsuz ahiret yaşamından evvel dünya hayatında imtihana tabi tutulmakta ve amellerine şahit kılınmaktadır. Hesap gününde herkes yaptıklarından dolayı sorguya çekilecektir. Salih amellerde bulunan ve yaşamını Allah rızasını kazanmaya adamış olan müminler cennete alınırken, yaşamını basit hedefler ve geçici tutkular üzerine kuran, dünya hayatındaki metalarla yetinen inkarcılar ise cehennem ateşine bölükler halinde dağıtılacaktır. Bu sebeple henüz vakit varken her insanın yaşamının amacının farkına varması, neden burada olduğunu ve ne yapması gerektiğini sorgulaması gerekmektedir. Böylece Allah’ın izniyle O’nun dosdoğru yolunu bulabilecek ve yaşamını O’nun rızasını kazanmaya adayacaktır. Bir insan için olabilecek en büyük mutluluk ve şeref, Allah’ın kendisinden razı olmasıdır. Allah verdiği tüm nimetlerle kullarını Kendisinden razı eder. Bir ayette Allah’ın rızasını kazanmış ve Allah’tan razı olmuş müminlerin mükafaatı şöyle haber verilir:
“Rableri Katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden ‘içi titreyerek korku duyan kimse’ içindir.” (Beyyine Suresi, 8)
Allah’ın Emri: “Düşünün!”
Allah Kuran’ın birçok ayetinde “...düşünmez misiniz?” (Nahl Suresi, 17), “...düşünen bir topluluk için deliller vardır” (Bakara Suresi, 164) ifadeleriyle düşünmenin önemini haber vermiş ve üzerinde düşünmemiz için sayısız delil yaratmıştır.
İnsanlar gün içinde birçok konu hakkında düşünürler. Ancak din ahlakının yaşanmadığı toplumlarda bu düşüncelerin büyük bir kısmı ahireti için fayda vermeyecek, “boş ve gereksiz”, insanı hiçbir sonuca vardırmayan, insana hiçbir şey kazandırmayan, yararsız düşüncelerdir. Oysa önemli olan insanın yaşamının her anında olayların sebeplerini, hikmetlerini araştırarak gerçek anlamda “derin bir şekilde” düşünmesidir. Bu şekilde derin düşünen bir mümin, Allah’ın izniyle çevresindeki her incelikte Rabbimiz’in kudretini ve sanatını görür, O’nu tesbih eder ve Allah’a yakınlaşmaya bir yol bulur.
Ölümü ve ahireti unutarak amaçsızca oyalanan, basitlik olarak nitelendirilebilecek bu kültür içinde yaşayan ve hayattan hiçbir beklentileri kalmayan insanların amaçları, “sadece yaşamak”tır. Bunlar hayatlarının amacını vicdanlarında sorgulamayan, ahiretten gafil olan, din ahlakından uzak olarak yaratılış gayelerini düşünmeden yaşayan kimselerdir. Böyle kişiler Allah’ın rızasını, rahmetini kazanmak, O’nun razı olacağı salih amellerde bulunmak, güzel ahlaklı, vicdanlı insanlarla hayırlarda yarışıp öne geçmek gibi hedefleri olmadığı için kısa ömürlerini rahatlıkla tüketebilmektedirler.
İnsan Vücudunda İşleyen Kusursuz Sistemlerden Bazıları:
Ortalama yetişkin bir insanın günde;
103.689 kere kalbi atar.
23.040 defa nefes alır
750 büyük kasını hareket ettirir.
Saatte derisinden 600.000 partikül düşürür.
Beyni bir günde 86 milyon bayt bilgiyi kaydedebilir.
Kalbi her gün vücudunda 12.000 mil boyunca 8000 galon (1 galon = 4,5 lt) kan pompalar.
Yaklaşık olarak 300 kere vücudundaki tüm kan böbreklerden geçer.
Her saniye yaklaşık olarak 8.000.000 (8 milyon) kan hücresi vücudunda ölür ve aynı sayıda kan hücresi oluşur.
Vücudunda yaklaşık 5.6 litre kan mevcuttur. Bu 5.6 litre kan her dakika tam 3 kere vücudu dolaşır.
Vücudundaki kan tam 19.000 km yol alır. Bu ise Amerika’nın bir kıyısından diğer kıyısı arasındaki uzaklığın 4 katıdır.
Yaklaşık 15.000 kere göz kırpar. Her kırpmada 200’den fazla kasını hareket ettirir.